BAŞ ÖRTÜSÜ

15/2/2008 -Kategori: YazilaRim

Türban türban türban yeter artık dedi artık başını örten,örtmeyen,genç,yaşlı,erkek,bayan

yeter ama ya nedir bu böyle arkadaşım başörtüsü bu öcü değil uyuşturucu değil ki hayat bitirsin kumar değil ki ocak söndürsün Rabbim'in emri ya!!Örtmeyene karışmam,buna hakkım da yok zaten...Neymiş???üniversitede türbanlılar açıkları etkilermiş,yahu burası ilkokul mu???yetişkin bir insandan böylesine basit bir hareket nasıl beklenir??Bari bi bahane arıyosunuz adam gibi bişeyle çıkın karşımıza!!!!

hayır bi de işin şu kısmı var etkilense bile sanki çok kötü bi alışkanlık bu zararlı bişey!!neymiş TÜRBAN,babaa!!öcüüüü!!ya siz kimsiniz?kiminle oynuyosunuz?türk milleti aptal mı?ceddine sahip çıkmayan kendini nasıl türk kategorisine koyar anlamam...anlayamam...ha bi de ne diyolar yok çene altı olacak yok iğne siyasi!!siyaseti yapacak olan iğneden evvel başka şeylerle de yapar elbet 3-4 cm'lik bi nesne mi battı gözünüze???yok canım ille bulunacak bi mazeret ama o örtü olmayacak başta!!Aç çabucak çağdaşsın bak oldun medeni!!yok yaaa!!akifin sözünü hatırlatırım arkadaşım:

MEDENİ OLMAKSA AÇMAK BEDENİ,      DESENİZE HAYVANLAR İNSANLARDAN DAHA MEDENİ!!!

bırakın yeter artıkk!!!açan açsın umrumda değil artık bacılarım ablalarım teyzelerim ve bizler acı çekmeyelim!!örten de örtmeyen de kardeştir bu kardeşliği kimse bozamaz ve sizlerin istemediği şey """yani bir kapalı ve bir açığın kol kola gezmesi asla engellenemez!!!"""                                   

                                                                AHN

Yorum (9) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

YaLaN!

15/2/2008 -Kategori: YazilaRim

                               

 

 

Yalanlar ve yalanlara isyanlar...Benim hayatım böyle mi geçti!Ve böyle mi bitecek?...Yalanlar ve hüsranlar...Sonucu taa baştan bile bile yapılan hatalar...Yalanlar ve zaaflar...Ve açılmaktan yıpranmış zarflar...Yalan nedir?dersin önce.Nedir beni böylesine üzen?Böylesine yıpratan...Hayat mıdır yoksa yalan?...Hayatta mı yalan...Cevabını bile bile sorduğun soruların başında gelir bu soru...Cevap basit,cevap bilindik.Evet hayatta yalan.
       Aşklar,sevdalar,mutluluklar,ğözyaşları hepsi yalan!En başından beri yalandı.Benim için tek gerçek vardı:Oda sendin.ama bak ben bittim.Sende artık yalansın bende.Tek gerçegimde yalan artık...Ama o degil beni üzen,beni gerçekten aglatan...En büyük yalanımın yani senin yalanların beni yıkan...Yalanın alışılmış tanımını degiştiren yalanların...Artık yalan neydi biliyor musun bende?Benim cellatımdı son dilegimi bile sormadan ipimi çeken...O kadar acımasız,o kadar sogukkanlı...Ve yalan benim neşterimdi,damarlarımdaki kanı serbest bırakan akıtan...Yalan;adını kalbime derince kazıyandı.Ve öyle büyük yaralar açtıki artık acısından durulmuyor,kanı durmuyor,sızısı dinmiyor.Ve senin için kaçış benim için sondu yalan...
    Ama merak etme...beni artık tükettin.Ve bendeki sende tükendi artık.Duygularımı yazmaya kalemlerin yetmedigi 'gizemlim'.Artık kaleme ihtiyaç duymuyorum.Çünkü artık birşey hissetmiyorum.Yalanların acısından başka...Bu acı öyle büyük bi acı ki;tüm benligimi sarıp,herşeyi unutturan,yıpratan ve yaşayıp bende büyüyen...Yaşanmadan bilinmeyen...Ama ben bu acıyla yaşamalıyım...Biliyorum...Öyle bir gülmeliyim ki tüm yalanları silmeli.Ve kimsenin yalanı olmamalıyım.Gülüşlerim sahtede olsa yalan olmamalı...
    Belkide artık; yalandan yaşamalıyım...

 

YAZAN;CANIM DOSTUM ESMA'M

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

KaRiZmA!!

13/9/2007 -Kategori: YazilaRim

Yukarıda görmüş olduğunuz;her bir zerresinden karizma damlayan ve o akan damlalara dalıp "ah boş yere damlamasın azcık bana da bulaşsın" diye iç geçirdiğiniz şahsiyet ulu bilge yüce insan sayın Fatih YILMAZ o benim biricik(diğerleri alınmasınn!!) dayım $u asalet kimde var Allah aşkına yaa?

hşştt içine girdin resmin ağır ol bacım!!(;

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Ayakkabı

13/9/2007 -Kategori: YazilaRim

Ayakkabısını çıkardı. Ahşap sandalyeye yan oturdu. Sol koluyla arkalığa yaslandı. Sokağı seyre daldı.Benim de onu yanıbaşında gözetlediğimden haberi yoktu.
Ayakkabıcı işine başladı. Bakımsızlıktan çatır çatır çatlamış ayakkabı kendini, cildine krem sürüldüğünde damar damar gençleştiğini anlayan bir ihtiyar gibi hissetti. Boyayı içine çekti, doydu, her karnı doyan varlık gibi gevşedi, gerginliğini attı, yumuşadı. Adam nemini uçuran ayakkabıya son bakım işlemini yaptı, cilasını vurdu.
- Hiç yeni ayakkabını boyayamayacak mıyız Hamit Usta?
Gülümsedi. Dudakları yanaklarına doğru mülayimce yayılmakla yetindi. İleri gitmedi.
- Ayakkabı dediğin nedir ki, yenisi de eskisi de bir.
- O sana göre öyle. Olan benim boyaya oluyor.
- Nasıl yani?
- Eski deri, süngerden farksızdır, boyaya doymaz, ha babam yer, yer de yer. Senin ayakkabılara gidecek boyayla sekiz on ayakkabı boyarım.

Haraplık konusunda ayakkabı sahibinin, ayakkabıdan farkı yoktu. Sert işlerde çalıştığı belliydi. Elleri kalın, kemikli, pençe gibiydi. Tırnakları sararıp kat kat olmuştu. Elinin, kollarının derisi, ayakkabı gibi kurumuş, kalınlanmıştı. Yer yer yara izleri de vardı.
Ben bulduğum bu tasvir malzemesine dalmışken pideci siparişlerimin hazır olduğunu işaret etti. Parasını ödeyip paketi aldım. Bir gözüm arkada eve yöneldim.
Akşam, aşağı mahalleden birinin evine çay içmeye gidecektik. Anacağızım yemekten sonra çıkacağımızı duyunca:
- Oğlum biraz da bizde dur istersen! Biliyorsun senin evin burası! Abiler, abiler... başka bir şey bilmez oldun.
- Şimdi onlara değil anne, bir amcanın evine sohbete gidiyoruz.
Gidiyoruz’un izini sürüp babamın da benimle geldiğini öğrenirse bana demediğini bırakmazdı. Lafı başka yöne çevireyim, dedim.
- Anne kafeye, bara takılsam daha mı iyiydi?
(Bu her zaman işe yarar.)
………………
İçeride, salonda gözler birbirini incitmemecesine birbirine bakıyor. Yürekler iman kardeşliği ateşini alevliyor. Ortada kurulmuş, emayesi yer yer dökülmüş kömür sobası yanmıyor, demek koca salonu günün yorgunluğunu hiçe sayan bu sıcak yürekler ısıtıyor. Babamla birlikte oturuyoruz.

Ahmet Abi derse başladı bile.
“Bismillahirrahmanirrahim.
Hazret-i Yunus’un Allah’a yakarışı ne yüce bir yakarıştır öyle.
Yunus Peygamber’in meşhur macerası özetle şöyledir;

..................
Zil çalmıştı. Kapının buzlu camının arkasında girenin silüeti belirdi. Ayakkabısını çıkardığı belliydi. Şimdi de ceketini verdi çocuğa. Salon kapısı aralanıp açıldı. O da ne! İçeriye, kahvede ayakkabısını boyatan adam süzüldü, girdi. Utangaç utangaç yürüyüp kanepelerden birinin dibine ilişti. Konuşanı dinlemeye başladı.
Kahvedeki adam başını önüne eğmiş anlatılanları kafasıyla tasdik ediyordu.
Sohbet bitti. Kitap kapandı. Ahmet Abi son söz olarak üniversitede okuyan fakir öğrenciler için yardım toplanacağını bildirdi. Mahallede bir öğrenci evi daha açılacaktı. Bu ev için eşyaya ihtiyaç vardı. Herkes gönlünden ne koparsa veriyordu.
Cam kenarındaki ikili koltukta oturan sakallı, takkeli amca evdeki eski elbise dolabını verebileceğini, ama birilerinin bunu evden alması gerektiğini, kendisinin getiremeyeceğini söyledi. Onun yanındaki zayıf, sarı bıyıklı olan, evden bir halının eksilmesinin çok önemli olmayacağını, kendisinin de bunu verebileceğini belirtti. Daha bunun gibi birçok şey himmet edildi.
Bunları başı önünde dinleyen kahvedeki adam yerinden kalktı.Ahmet Abi’ye doğru gitti.Fısıltıyla gizli bir şeyler söyledi. Söyledikleri gizli olmasa, bunları herkesin duymasını istese herkesin içinde sesli söylerdi, herhalde.
Ahmet Abi’nin gözleri, kulaklarının işittikleri karşısında yuvalarından uğradı. Kaşları hayret makamında kalktı. Dudakları şaşırma kalıbına girdi. Sonra başı red anlamında iki yana gelip gitti. Adam rica eder şekilde başını yana eğiyor, işi söylediği şekilde kapatmak istiyordu. Sonunda Ahmet Abi, bunu birilerine sormadan evetleyemem, der gibi bir tavır takındı. Ayrıldılar.
Allah var, adamın söylediklerini merak etmiştim. Sanıyorum oradaki herkes de merak etmişti. Çıkışta yanaşıp sordum meseleyi. Şakir Abi bunu söyleyemeyeceğini, kimseye açmayacağına söz verdiğini belirtti. Üstelemenin anlamı yoktu. Vazgeçtim.
Söylenen öğrenci evi bir hafta kadar sonra mahallemizde açıldı. Yeni yapılmış bir apartmanın üçüncü katıymış. Gösterişliymiş. Hem ev sahibi bu ev karşılığında içindekilerden kira da almıyormuş. Adam zenginmiş demek ki, diyeceksiniz. Yok be yahu! zengin mengin değilmiş. Bir devlet kurumunda inşaat işçisiymiş. Emekli ikramiyesiyle aldığı bu evi hayrına bağışlamış. Bağışlarken bir ricada bulunmuş:

- Aman ha aman, bu evi benim verdiğimi kimse duymasın! Riya olmasın!

(Bu yazıyı yazan ağabeyimiz okulumuzdan mezundur Gönül Atölyesi adlı kitabında daha çok hikayesini bulabilirsiniz)

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

HuZuRLu BiR OrTaMa

Hoş Geldin!!

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro